AMOUR – AŞK

BUGÜN NE İZLESEM

Amour zor bir Haneke filmi. Birçok eleştirmen tarafından 2012 yılının en iyi filmi olarak nitelendirilse de kanımca iyi bir film olmasına rağmen, aşkın görülmemesi gereken yüzünü gösterdiği ve seyirciyi bu açıdan oldukça rahatsız ettiği için benim açımdan en iyi film değil. Artılarıyla eksileriyle Haneke filmografisinde yerini alan film, Akademi ödüllerinde de en iyi yabancı film kategorisinde onurlandırıldı. En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi orjinal senaryo ve en iyi kadın oyuncu gibi önemli dallarda da adaylık sahibi oldu.

Filmin en büyük başarısı kuşkusuz oyunculuklarda yatıyor. 86 yaşındaki Emmanuel Riva bu başarısıyla zaten en iyi kadın oyuncu dalında BAFTA, Cesar gibi birçok ödül almak dışında, Oscar ödüllerinde de en iyi kadın oyuncu dalında aday olan en yaşlı kadın oyuncu olarak tarihe geçti. 83 yaşındaki Jean-Louis Trintignant ise bu rolüyle Cesar ödülünü kazandı ve kanımca Oscarlık bir performans da sergiledi. Senaryosunu da Michael Haneke’nin yazdığı film Cannes Film Festivalinde de Altın Palmiye ödülünü aldı. Avusturyalı usta yönetmenin Cache, The Piano Teacher gibi önemli filmlerinin yanında izlediğim en güzel filmi The White Ribbon idi.

Bu kadar başarı hikayesinden sonra filmin konusuna gelirsek seksenlerinde emekli müzik öğretmeni bir çift, emeklilik günlerini sakin bir yaşam sürerek geçirmekteyken Anne rolündeki Emmanuel Riva kısmi felç geçirir. Artık zor bir hayatın beklediği çift yine de kendi kendilerine yetmeye çalışırken oldukça zorlanırlar. Georges hayatının aşkı Anne’e bakmak için kendini oldukça zorlasa da, kendi yaşının da ilerlemesi nedeniyle fiziksel zorluklar yaşaması bakıcılara yönelmesine neden olur. Bakıcılar ise genelde insan faktörünü unutarak, meta yerine koydukları Anne’i oldukça mutsuz etmektedir. İngiltere’de yaşayan kızları oldukça seyrek uğradığı ailesinin evinde, iki damla gözyaşı döküp gerisin geri kocasına dönmektedir. Dolayısıyla ondan da fayda yoktur. Anne ise hem hastalığının sıkıntılarını yaşamakta hem de kocasının ona bakarken çektiği cefaya dayanamamaktadır. Bu ızdırabın bitmesi için Georges’un vermesi gereken önemli bir karar vardır. Ama acaba Georges’un bu konuda yeterli cesareti var mıdır?

Filmin zor olmasından bahsetme amacım, aslında sadece klasik Hollywood filmlerinin hareketliliğine alışmış ve Avrupa filmlerindeki durağanlığı ve sanat yoğunluğunu kaldıramayan tipik sinema izleyicisini uyarmak değil. Filmde seyirciyi asıl rahatsız eden, aşık olduğu insanla bir ömür geçirmeyi göze almışken, son günlerinde böyle sıkıntılar yaşayacağını bu kadar gerçekçi bir şekilde görmek belki de. Gençliğimizde ya da ortayaşlı olduğumuz dönemde pek de düşünmediğimiz bu durum, aşık olduğumuz insandan ölüm nedeniyle ayrılmak, onu ölüm döşeğinde görmek, ona bu zor durumunda destek olmak, onun ise bize bu sıkıntıyı yaşatmamak istememesi ve onu özgür bırakmamızı açıkça olmasa da bizden istemesi… Gerçekten çok zor şartlar ve verilmesi zor kararlar mevcut bu filmde. Öte yandan filmin sıkıntı veren diğer bir yönü, sabit kamera kullanımının çok yoğun olması ve neredeyse tamamen tek mekanda geçmesi. Belki de karakterlerin sıkıntılarını daha yoğun hissetmemiz için gerekli olan bu öğeler, filmi zaman zaman ileriye sarma isteği de uyandırmıyor değil. Herşeye rağmen, ne anlatmak istediğin çok güçlü bir şekilde anlatan bir yönetmen var karşımızda, bunu çok da gerçekçi oyuna sahip iki büyük oyuncuyla başarıyor. Eğer bir şekilde handikaplarını gözardı edebilirseniz, film bittiğinde oldukça etkilenmiş şekilde kalkacaksınız ekranın başından ve etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız. Gençliğinizin kıymetini daha iyi anlayıp, sevdiğinize zamanında daha sıkı bağlanacaksınız…

 

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir