LES MISERABLES – SEFİLLER

BUGÜN NE İZLESEM

King’s Speech ile 2010 yılında Oscar kazanan, Tom Hooper yine iddialı bir yapımla karşımıza çıktı. Sefillerin bu versiyonunu beğenmeyen birileri muhakkak çıkacaktı ama sanırım müzikal olması bu oranı iyice artırdı. Hayatın bu kadar hızlı ilerlediği bir dönemde, hele dram özellikleri oldukça yoğun olan bir hikayede insanların sanırım müzikal versiyonu dinlemeye tahammülü olmuyor. Dolayısıyla her ne kadar eleştirmenlerce övülen bir film olsa da, müzikallere ilgisi olmayan sinema seyircisi tarafından çok da ilgi gösterilmeyen bir başyapıt Sefiller. Alain Boublil ve Claude-Michel Schönberg tarafından seksenlerde müzikal formatında yeniden yaratılan Victor Hugo romanı “Sefiller”in, bu versiyonundan senaryolaştırılan filmde başrollerde ise çok önemli isimler mevcut.

Hugh Jackman Jean Valjean rolündeki başarısının yanında, başrol oyuncularının arasında müzikal yeteneği en üst seviyede olan oyuncu bence. Avustralyalı oyuncu, özellikle X-men serisindeki Wolverine rolü ile çoğu sinemaseverin kalbini kazansa da, biyografisine biraz daha dikkatli bakıldığında Prestige, Van Helsing, Australia, Real Steel gibi çok önemli prodüksiyonlarda başrol oyuncusu olarak performans gösterdiğini görebiliriz.

Russel Crowe ise Javert rolüyle Jean Valjean’ın amansız takibinde. Özellikle vokal performansına şüpheyle bakılan oyuncu, bazılarınca yeterli bulunurken, bazı eleştirmenlerce oldukça yetersiz bulundu. Çok başarılı bir kariyere sahip olan Crowe da Yeni Zelanda doğumlu bir Avustralyalı. Özellikle Gladyatör filmindeki Maximus rolüyle hafızalara kazınan oyuncu, L.A. Confidential, The Insider, A Beautiful Mind, Cinderella Man, 3:10 to Yuma, American Gangster, Body of Lies, State of Play gibi onlarca önemli filmde rol aldı ve birçok ödül kazandı.

Anne Hathaway bu filmdeki Fantine rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscarını alırken, filmde çok kısa süre rol aldığı için bu ödülü haketmediği eleştirilerine maruz kaldı. The Princess Diaries filmiyle dikkatleri çeken Hathaway daha ciddi rolleri kapmakta gecikmedi doğrusu. Filmografisinde Brokeback Mountain, Becoming Jane, Rachel Getting Married, Valentine’s Day, Alice in Wonderland, Rio, Love and Other Drugs ve The Dark Knight Rises filmleri mevcut.

Amanda Seyfried, Fantine’in kızı olan Cosette’in yetişkin halini canlandırdırıyor. Mamma Mia ile girdiği müzikal film serüveninde yeni bir adım atıyor bu filmle. In time Seyfried’in yakın zamanda rol aldığı bir başka önemli film.

Sacha Baron Cohen, Cosette’in bakımını üstlenen Thenardier rolünde. Borat, Dictator ve Bruno gibi enteresan filmlerde görmeye alıştığımız oyuncu, aslında ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu bu roldeki başarısıyla kanıtlıyor. Hugo ve Sweeney Todd gibi önemli filmlerde de gördüğümüz oyuncu belki de bu tarz filmleri tercih etmeli.

Helena Bonham Carter muhteşem oyunculuğunu bu kez Thenardier’in eşi rolünde sergiliyor. O kadar geniş bir filmografisi var ki, Tim Burton filmleri Planet of the Apes, Big Fish, Corpse Bride, Charlie and the Chocolate Factory, Sweeney Todd, Dark Shadows, Alice in Wonderland dışında, yine bir Tom Hooper filmi olan The King’s Speech ve Fight Club, Harry Potter, Terminator Salvation ve Great Expectations gibi çok önemli filmlerde yer aldı.

Jean Valjean ekmek çaldığı için beş yıl kürek cezasına çarptırılmış, birkaç kez kaçmaya kalkıştığı için cezası ağırlaşmış, on dokuz yıl hapiste kalmıştır. Çok kuvvetli bir insan olan Jean Valjean, hapiste iyi duygularını kaybetmiş gibidir. Hapisten çıkınca, mahkum olduğunu gösteren belge yüzünden herkes ona kötü davranır. Bir psikopos onu evine alır, o ise evden gümüş takımları çalar, fakat yakalanır. Psikopos şikayetçi olmaz, üstelik ona iki de gümüş şamdan hediye eder, onlardan elde edeceği parayı namuslu adam olma yolunda harcamasını ister. Son olay, Jean Valjean’ın hayatında bir dönüm noktası olur. Madeleine adıyla iş hayatına atılır, zengin olur, belediye başkanı seçilir. Fantine adında bir çalışanı polis şefi Javert’in elinden kurtarır. Javert birdenbire ortaya çıkan ve kısa sürede zengin olan Madeleine’in kim olduğunu merak eder. Madeleine, aranmakta olan Jean Valjean diye başka birisinin yakalndığını öğrenince, kendi yerine suçsuz birinin küreğe mahküm edilmesine gönlü razı olmayarak polis şefi Javert’e teslim olmayı düşünürken, Fantine’in ölüm döşeğindeyken kızından bahsetmesi nedeniyle Cosette’i bulup yetiştirmeye karar verir. Cosette büyüdüğünde ise Fransız İhtilali dönemi başlamış, bu sefer Javert av, Jean Valjean avcı olmuştur. Cosette ise Cumhuriyetçilerin safında yer alan Marius’a aşıktır.

Hugo’nun 17 yılda yazdığı söylenen romanın uyarlaması oldukça başarılı. Çok geniş bir dönemi kapsayan film, büyük bütçesiyle her dönemin hakkını vermiş, özellikle filmin başındaki kürek sahneleri ve sonundaki Fransız İhtilali dönemi görsel açıdan da çok başarılı. Şarkıların bazıları zirvede iken, bazıları sıradan kaçabiliyor. Ancak müzikal olması nedeniyle en rahatsız eden kısmı, en ufak bir diyalogun bile şarkı söyler gibi canlandırılması. İnsan bu kadar da müziğe gerek yoktu diye düşünüyor. Melodik olarak hiçbir şey ifade etmeyen bu diyalogların düz bir şekilde sunulması filmi çok daha çekici hale getirirdi diye düşünüyorum.
Müzikal sevenler izlesin, sevmeyenler en azından fragmanına göz atsın. Gavroche rolündeki Daniel Huttlestone ise belki de filmin sürprizi, onu izlemek çok keyifli..

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir